Kadınların İsyanı; Kapitalizmin Yıkılması İçin Bir Çağrı

Son günlerde yaşanan sokak eylemleri, uzun süredir toplumsal öfkenin ve değişim taleplerinin en güçlü yankı bulduğu alanlar oldu. Ancak bu eylemlerde dikkat çeken bir gerçek var: kadınların katılım sayısının her geçen gün artması. Günlerdir sokaklarda yaşananlar, kadınların sadece destekleyici değil, aynı zamanda devrimci bir özne olarak ön saflarda yer aldığını bir kez daha kanıtladı. Peki, kadınlar neden sokaklarda? Kim bu sokaktaki kadınlar? Bu yükselen ses neyi ifade ediyor?

Kadınların bu eylemlerdeki yükselen varlığı, kapitalizmin çelişkilerine ve dinci-faşizmin baskıcı politikalarına karşı bir isyanın ifadesidir. Bu isyan, kapitalist sistemin yıkılması için bir çağrı niteliği taşıyor. Sonda söyleyeceğimizi en başta söyleyelim. Kadınların özgürlüğü, ancak ve ancak kapitalizmin temellerinin sarsılmasıyla, yıkılmasıyla mümkün.

Kadınların sokaklara çıkışı, kapitalist sömürüye karşı gerçekleştirilen isyanların bir yansımasıdır. Kadınların sokak eylemlerine kitlesel katılımı, kapitalist üretim ilişkilerinin ve faşist ideolojinin kesişim noktasında şekilleniyor. Türkiye’de ve Kuzey Kürdistan’da ekonomik-siyasal kriz, kadınları derinden etkilerken, kadına yönelik her türlü şiddet bizzat dinci-faşist devlet eliyle derinleştiriliyor. Ekonomik-siyasal kriz, bir toplumun her kesimini sarsar; ama bu sarsıntının şiddeti herkese eşit dağılmaz. Kadınlar, krizin en ağır yükünü sırtlananlar olur. İşsizlik, enflasyon, güvencesizlik gibi fırtınalar, kadınların zaten eşitsiz bir düzende yaşamaya zorlanmıştır. Kriz, bu eşitsizliği büyüttü ve kadınların omuzlarına dayanılmaz bir ağırlık bindirdi.

"Yaşasın Kadın Mücadelemiz!” sloganı, bu eylemlerin kadın bir bilinçle, devrim dinamiği temellerinde şekillendiğini gösteriyor. Ancak bu bilinç, kapitalizmin yıkılması gerektiğinin farkında. Kadınlar, belediyelere yönelik operasyonlara tepki olarak başlayan ve bir isyana dönüşen eylemlerde net bir tavır sergiledi. Genç bir kadın, bu eylemleri şu sözlerle özetledi: “Yıllardır her türlü baskıya ve sömürüye rağmen süren kadın mücadelelerinin birikimi, bugün sokaklarda yankılanıyor.” Bu birikim, kapitalist sistemin kadınlar üzerindeki sömürüsüne ve dinci-faşizme karşı bir başkaldırıdır. “Kaybedecek bir şeyimiz kalmayana kadar oturup izlemeyeceğiz.” Bu sözler, kadınların reformist taleplerle yetinmeyip, kapitalist sistemin köküne yönelik bir mücadele kararlılığı içinde olduğunu ortaya koyuyor. Uzun zamandır, emekçi kitleler, birikmiş ve kördüğüm halini almış yaşamsal sorunlarının çözülmesi için harekete geçmenin “genel bahanesi”ni aramaktaydı. Yıllardır sokağa çıkmanın, özlemlerine ulaşmanın hazırlığını yapanlar için genel bahanenin adının ne olacağının bir önemi yok. Kadınlar için, esas önemli olan, yıllardır maruz kaldıkları koşulları ifade edebilecekleri bir zemin arayışıdır, güç olacakları bir örgütlülük arayışıdır, düşmanına karşı verdiği savaşta araçları olan bir öncü arayışıdır. Tam da bu sebepten kadınlar sokakları dolduruyor.

Dinci-faşizm de bu gerçekliğin farkında. Kadınların eylemlere katılımının önünde engeller yaratmaya çalışıyor. Korku kalelerini sağlam temellerde inşa etmeye çabalıyor. En gerici yöntemlere başvurarak kadınlara saldırıyor. Gözaltına alınan bir kadın ifadesinde; “Gözaltı işlemi yapılırken çok sert müdahaleye maruz kaldım. Saçımdan çekildi, yerde sürüklendim... Kelepçe takmaya götürülürken ‘seni dövmeyeceğim, tamam’ denilip ambulansın arkasına götürüldüm. Erkek polis ‘senin göğüslerin mi var’ diyerek göğüslerime dokundu... Daha sonrasında da kadın polisler tarafından şiddet uygulanmaya devam edildi.” diyerek yaşanılanları gözler önüne serdi. Kadınların sokak eylemlerindeki yoğun varlığı, burjuva faşist devletin eril karakterini daha görünür kılıyor. Polis şiddeti, yasaklamalar ve sistematik baskı, kadınların devrimci potansiyelinden duyduğu korkuyu açıkça ortaya koyuyor. Sokağa çıkan bir başka kadın bu durumu şöyle açıklıyor: “Bazı kadınlar işten atılma korkusu ve geçim derdi nedeniyle eylemlere katılamıyor. Bazı kadınlar bakmakla yükümlü oldukları çocuklar ve yaşlılar nedeniyle eylemlere katılamıyor. Ama katılanlar, tüm ezilenler adına da mücadele ediyor.” Bu, kadınların yalnızca kendileri için değil, kapitalizmin ezdiği tüm kesimlerin özgürlüğü için mücadele ettiğini gösteriyor. Kadınların eylemlerdeki nitel ve nicel katkısı, kapitalizmin çelişkilerini açığa çıkardı. İşçi ve emekçi kadınlar, genç kadınlar, özellikle öğrenci kadınlar, hem spontane hem de örgütlü bir şekilde hareket ediyor. Kadınlar, gözaltı, tutuklamalar ve çıplak arama, işkence gibi uygulamalara başvuranlara karşı: “Kadınlar en önde, çünkü korkmuyorlar. Yıllardır hedef haline getirildik, ama sinmedik.” diyorlar. Bu karşı koyuş, kadınların, kapitalist devletin baskıcı politikalarına karşı korkusuzca mücadele ettiğini ortaya koyuyor. Kadınlar, kapitalizmin hem ekonomik hem de ideolojik hegemonyasına meydan okuyor. Bu, bir öfke patlamasından çok daha fazlası. Yıllardır biriken bir mücadelenin, dayanışmanın ve devrimci bir bilincin ürünü.

Kadınların sokak eylemleri, kapitalist sistemin yıkılması için bir çağrı niteliği taşıyor. Tam da bu nokta da A. Kollantai’nin sözleri anlam kazanıyor: “Kadınların özgürlüğü, ancak kapitalist düzenin yıkılmasıyla mümkündür.” Gerçek şu ki; ekonomik-siyasal krizler, kapitalizmin doğasından gelir. Bu sistem, kar için emeği sömürür, kaynakları talan eder ve eşitsizlikleri derinleştirir. Kadınlar, bu sömürünün en kırılgan hedefleri olduğu sürece, her krizden en çok onlar acı çekecektir. Çözüm, pansumanla değil, bu düzeni kökten değiştirmekle mümkün. Çünkü bu sistem ayakta kaldıkça, ne eşitlik ne de “aranılan adalet” tam anlamıyla hayat bulabilir. İmza kampanyaları, basın açıklamaları, seçim sandıkları gibi pasifist yöntemlerle devrimci dinamiği yumuşatmaya, dizginlemeye ve yok etmeye yönelenlerin, kadınlara vereceği tek şey çözümsüzlük sarmalıdır. Kadınlar, kapitalist sistem ile “uzlaşma düzlemini” çoktan geçmiştir. Taraflardan birisi topyekün ortadan kalkıncaya kadar da “uzlaşmaz bir çelişkiyle” kavgaya devam edilecektir. Kapitalizm, kar için insanlığı ve doğayı sömürmekten vazgeçmeyeceğine göre, onu alaşağı etmek, yoksulluğun ve yoksunluğun zincirlerini kırmak demek. Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da kadınlar, bu tarihsel gerçeğin farkında olarak, kapitalist devletin tüm baskı mekanizmalarına karşı mücadele ediyor.

Kapitalizm niye yıkılmalıdır? Bu soruya farklı açılardan, farklı sebeplerden, farklı düzeylerden milyonlarca biçimle cevap verebiliriz. Lakin soruyu da cevabı da karmaşıklaştırmaya gerek yok. Eylemler sırasında sokakta olan bir kadın koşarak sokak röportajı yapan başka bir kadına şunları söyledi: “Umutluyum, sokakta kadınları görünce umudum yeşerdi. Ben buraya hiçbir parti için gelmedim. Şuan sokakta olanların %70’inden fazlası da böyle düşünerek sokaklarda. Herkes adalet arıyor. Herkes adaletsizliklerin son bulmasını istiyor. Kendi yaşadığım bir olaydan kısaca bahsedeyim. 7 yaşındayken cinsel saldırıya uğradım. Daha sonrasında İstanbul Tıp Fakültesi, Ergen ve Çocuk Ruh Sağlığı’nda tedavi görürken anlattığım da olay adliyeye taşındı. Bu insan hala kamu görevlisi olarak çalışmaya devam ediyor. Bir başka arkadaşıma daha iki kere cinsel saldırıda bulundu. Hala bir devlet kurumunda çalışıyor. Beraat kararı aldı. Ben buraya geldim çünkü insanların içinde olduğumda bir umut ışığı olduğunu gördüm. Hareketle birlikte yeniden yeşerdi. Bir tek kendim için değil herkes için sokaktayım. Bütün kadınlar için...” Yıllarca kendisini ifade edecek, derdini anlatacak birilerinin arayışında olduğu sözlerinde saklı. İlk toplumsal hareketle birlikte sokağa çıkıyor, sokakta bulduğu ilk kadına koşup derdini anlatıyor. Milyonlarca kadından yalnızca birisi...

Faşist devlet ve bir bütün olarak kapitalizm tam da bu sebepten geriye hiçbir izi kalmamacasına yıkılmalı, yok edilmelidir. Çünkü kapitalizm, 7 yaşında bir çocuğun tecavüze uğrayabilmesi demektir. Çünkü kapitalizm, bir tecavüzcünün devlet görevlisi olabilmesi demektir. Çünkü kapitalizm, kadının yalnızlığa ve çaresizliğe mahkum edilmesi demektir. Çünkü kapitalizm, kadınlar için dizayn edilmiş cehennemden başka bir şey değildir.

“Kadın Dayanışması” bu kadının elini sımsıkı kavramak, ona çözüm yolunu göstermek, o yolda birlikte yürümektir. Görev, bu noktada Leninist kadınlara düşmektedir. Kapitalizmi yıkmak, tarihsel bir görevdir; isyan, bu görevin silahıdır. Leninist kadınlar, sınıfının tüm kadınları için daha azını istememeli, kabul etmemeli, bu düzeni yıkana kadar durmamalıdır.

Leninist kadınlar, kapitalizmin yıkılmasının yalnızca bir seçenek değil, tarihsel bir zorunluluk olduğunu bilir. Onlar, devrimin ateşini yakanlardır; ne burjuvazinin tehditleri ne de reformist aldatmacalar onları yoldan çevirebilir. Kapitalizmin, bu eril cehennemin mezarını kazmak, Leninist kadınların elleriyle gerçekleşecek; bu, işçi sınıfının, kadınların ve tüm ezilenlerin zaferi olacaktır.

D. SOFİA BELAY