İşçiler,
Bütün güzellikler ve zenginlikler bizim eserimiz, biziz hayatı üreten.
Ama bütün güzelliklerden ve zenginliklerden yoksun bırakılan, açlık ve sefalet içinde, gelecekten yoksun bir şekilde yaşamaya mahkum edilen de hayattan kovulan da biziz. Bizim suçumuz ne?
Yeni Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un gelişi diğer Bakanlara oranla daha fazla ses getirdi. Burjuva muhalefetin mutluluğu zaten barizdi. Fakat reformistlerin sevinç gözyaşlarını da görmedik sanmasınlar. Döktükleri her damla gözyaşı için de haksız sayılmazlar. Tam da reformizmi özetler bir durum aslında: topyekûn değişiklik yani devrim hedefiniz olmazsa, düzen içi düzeltmelerle, onarmalarla sorunları giderebilir ve sistemi yaşanabilir kılabilirsiniz. Hatta küçük küçük kazanımlarla, reformlarla “demokrasi” mücadelesini yükseltir ve belki de bir gün büyük bir zafer kazanabilirsiniz. İşte yeni bakan tam da bu duygulara ilaç gibi geldi. Gelir gelmez burjuva medya tarafından parlatıldı. Eğitimdeki olumsuzlukları çözecek bir kurtarıcı gibi lanse edildi. Burjuva muhalefetin tarzı ve reformist iyimserlikle birlikte iktidarın bu hamlesi kısa sürede –ama kalıcı olmayacak- başarıya ulaştı.
Yaşam işçileri eyleme zorluyor. Özellikle de sınıf bilinci almış öncü işçileri. Öncü, adından da anlaşılacağı gibi önde giden, yol yöntem gösterendir.
KESK ile ilgili yaptığımız tüm değerlendirmelerde meseleye her zaman tarihsel yaklaştık. KESK genel merkezinde yaşanan olaya da tarihsel yaklaşmak zorundayız. KESK’in bürokratlarının açıklamalarındaki gibi “bir grubun yaptıkları” sığlığında yaklaşırsak meselenin özünü asla kavrayamayız.
Yoldaşlar,
Türkiye ve Kürdistan’da iç savaş tüm yakıcılığıyla bir ayaklanma hali düzeyinde sürüyor. Dinci faşist devlet, baskı ve zor aygıtlarını sınırsızca kullanarak ayakta kalmaya çalışıyor. Her gün daha fazla saldırgan, her gün daha barbar, her gün daha alçak yöntemlerle devrim güçlerini etkisiz hale getirmeye çalışıyor. Bir süre daha ayakta kalabilmek için başka şansları yok. Ama sonuç alamıyor kalıcı bir başarı elde demiyorlar.